23 Nisan 2008 Çarşamba

Yaz gibi !

Pazar günü için planımız şöyleydi; Önce Burgaz Ada'da patates, bira ve sonrasında döner, yemek sonrası da Çamlimanı'na demirlemek, akşam çayı ve dinlence, akşam hava kararmadan dönüş.

Eşim, oğlum ve ben saat 11:00 gibi marinaya vardık. Geçen haftadan mazotun azaldığını bildiğimden, eşim ve oğlumu Lİdya'ya bıraktıktan sonra bidonları kaptığım gibi fırladım ve hemen Kızıltoprak BP den 25 litre mazot alarak tekneye tekrar ulaştım. Depoyu 25 litre mazotla doldurdum ve güzel bir sütlü kahve sonrası halatları fora ettik. Yaklaşık 2.800 devirle ve ortalama 5 knot hızla 1,5 saat civarında Burgaz Ada'da bir Bavaria 37 'ye aborda olduk. Ada'ya çıktığımız andan itibaren planlar şöyle değişti; Barba'da rakı-balık, arkadından dondurma ve şöyle güzel bir fayton turu... Tüm bunların sonrasında Çamlimanı'nda dinlence ve çay.

Gerçekten de hava yaz gibiydi, adayı şimdiye kadar ilk defa bu kadar kalabalık gördüm. Biz otururken insanlar motorlarla tıklım tıklım dolu şekilde hala geliyorlardı. Lezzetli balığımızı yiyip biraz da çakır keyif olduktan sonra o güzel Barba'dan izin istedik ve faytonlara doğru yol aldık.

Biraz da dondurma sonrasında, toparlandık ve Çamlimanı'na doğru yola koyulduk. Fortess çıpayı ilke defa deneyeceğim için heyecanlıydım da bir taraftan.. Neyse yaklaşık 10 dak sonra limana girdik ve 7 metreye sakince demirledik. Hava çok da sakindi gerçi fakat ilk denemede tuttuk ve yaklaşık 2-3 saat orada kaldık. Daha sert havaları bilemiyorum fakat ilk denememiz olumluydu. Bu arada elle, çıpayı ve zinciri toplamak çok kolay oldu. Biraz güneşlendik, çsohbet ettik ve çayımızı içip biraz daha oyalandıktan sonra tekrar yola koyulduk. Yanıma şortumu almadığıma o kadar üzüldüm ki anlatamam. Aslında tam da denize girilecek bir havaydı. Deniz sıcaklığı ortalama 15 -16 derecelerdeydi.

Neyse yola koyulduğumuzda rüzgar bize az da olsa yardım edecek gibi oldu. Ben de asıldım ana yelken mandarına ve hemen bastım anayelkeni. Burgaz'ın arkasından çıkana kadar çok bir yardım olmasa da, Kalamış'a doğru yaklaşırken bir iki sağanak yakaladım ve ana yelken genova 4-4,5 knot ları gördüm. Bu bile bana büyük bir haz verdi. Tabi havuzlukta oğlum annesinin kucağında uyurken çok da fazla üzerine gidemedim rüzgarın.

Saat 20:00 gibi marinaya ulaştık ve harika bir günün ardından sakince evimize ulaştık. Komşularımızdan duyduk ki, şehirde çok fazla trafik varmış. Herhalde hava da güzel diye herkes dışarı atmış kendini... İşte bu çok büyük bir zevk, eğer teknemiz olmasaydı arabayla bizde o keşmekeşin içine girecektik belki de kimbilir.

Umarım bu şans ve fark hayatımız boyunca devam eder ve çok sevdiğimiz bu yeni hayatı sonuna kadar yaşayabiliriz.

Sevgiler...

8 Nisan 2008 Salı

Donatmak...

Bu hafta denize açılamadım, fakat "tekneyi donatmak" adı altında tüm ana eksikleri tamamladım. Yeni 18x60 usturmaçaları şişirip bordalara taktım, 20 m.lik ince halatı ışıklı salvoya bağladım. Geçen hafta zaten reflektör, ışıklı nal, simit, can yelekleri vs. diğer eksikleri yerlerine yerleştirmiştim. Bu arada "Fortress" çapayı da ekledim. Bakalım performansı nasıl olacak.. Bilenler varsa 32 derecedemi yoksa 45 derecedemi verim alınıyor, bilgi verirlerse çok sevinirim.
Sevgiler..

25 Mart 2008 Salı

Pazar Seyri

Birkaç haftadır eşimle hep plan yapmamıza rağmen, gerek yoğunluk, gerek soğuk havalar, gerekse bir türlü planlarımızın birbirini tutmaması sebebiyle Burgaz'a gidemiyorduk. Bu hafta Cumartesi günü yine bir iş sebebiyle adaya gidememek içimizde kaldı. Biz de Cumartesi gecesi "Fırtına hariç ne şartta olursa olsun Pazar günü adaya gidelim artık" diye sözleştik.

Pazar sabahı kaltık. Hava meteorolojiden de bildiğimiz üzere bulutlu ve lodos. Hazırlandık, ufaklığı ve baldızı da alıp Lidya'ya vardık. Duraksız bir şekilde çözdük palamarları ve Burgaz'a doğru seyre koyulduk. İlk defa saat 11:30 sularında adada olduk ve Lidya'yı bağlayıp adada şöyle güzel bir yürüyüş yaptık. Hava kapalı olması ve erken de bir saat olması sebebiyle bizden başka Burgaz'da kimsecikler yoktu desem abartmış sayılmam. Bomboş sahil yolunda oğlum bisikletiyle, bizde tabanvayla gezdik durduk. Eşim kendi merakı fotoğrafçılığını bayağı ilerletti. Herhalde uzmanlık alanı doğa, çiçek, börtü, böcek gibi bir şeyler olacak... Çünkü hep o bahsettiklerimi fotoğraflıyor. Oğlum denize taş atmaya bayılıyor. Adanın kenarında inşaat artığı taşları görünce kaynak bulmuş gibi sevindi ve başladı tek tek taşları denize atmaya...

Yemek saatine doğru ise geri dönüşümüz çok komikti. Oğlum en önce bisikletiyle yarış halinde, arkasından baldız onu kovalar vaziyette, ben arkalarında, eşim de en arkada fotoğraf çekmekle meşgul. Böyle dağınık bir şekilde giderek Barba Yani'ye oturduk. Özlemişler tabi bizi, uzun zamandır hep birlikte gidememiştik Barba'ya. Neyse ayıptır söylemesi açtırdık Yeşil Efe'yi, mezeler, balık, meyva derken kahve ile sonlandırdık yemeği ve hepimiz tatlı kafalarımız ile Kalamış'a doğru yola koyulduk. Yolda bendeniz kaptanınız hariç herkes uyudu tabi.. Sonunda kısa bir motor seyri sonrasında Kalamış'taki yerimize bağlandık.

Yerimize bağlanınca ben hemen başladım çalışmaya ve çıpa, zincir, halat üçlüsünün hazırlığını bitirdim.

Hava kararmaya başladığı sırada Lidya'yı yıkayıp oradan tatlı kafalarımızla ayrıldık. Ülkenin içinde bulunduğu üzücü durumu ve büyük sorunlarını sadece bir gün de olsa unutmaya çalıştık.

Cumartesi Hikayesi


Merhabalar,

Bu hafta Cumartesi gününü oğlumla geçirdim. Sabah kahvaltısı, biraz keyif, oyun derken parkta oynamaya varan bir öğleden önce...

Öğleden sonra, oğlumu babaannesi ve teyzesine kısa süreli emanet edip, Lidya'nın eksiklerini almaya gittim. Nal, simit, usturmaçalar, dürbün, vinç kolu, harita lambası, onaylı can yelekleri, çıpa, zincir, konnektör, havalı korna, rota cetveli, halatlar vs.vs. Ne çok eksiğim varmış değil mi. Bu kadar eksikle denize nasıl çıkıyordun demeyin sakın. Eh insan bütün parasını tekneye yatırırsa sonu böyle oluyor.

Neyse, aldıklarımı tekneye gidip yerleştirmek için babaannesinin yanından oğlumu da alıp fırladım marinaya... Oğlumla bir heves başladık çalışmaya.. Tabi dört yaşına daha yeni yaklaşıyor olması sebebiyle biraz da sorgu sual içinde olmasından, ben de onu cevaplayayım, bir yandan da çalışayım derken, dikkatsizlikten nal ışığının braketini suya cup diye düşürüverdim. Hemen sudan alma çalışmaları, komşunun gönderini benimkine bağlayıp suya sokmalar, bir düşünce, bir havalar, su bulanıyor, görünmüyor derken, herşey boşa gitti ve braket bir güzel dipteki görünmeyen yeni yerinde sabitlendi. O gün hiçbirşey yapamadan öylece bitti.

Aslında hemen hemen ana eksiklerimizi tamamladık. Şimdi sıra geldi gps, otopilot, telsiz ve redresör gibi elektronik eksikleri tamamlamaya...

18 Şubat 2008 Pazartesi

Beyaz ve Kalamış Marina ...


Kalamış Marina her ne kadar korunaklı bir yer dahi olsa, her fırtınalı günde veya hava muhalefetinde kızıma bir gidip bakmak istiyorum... Bir kontrol edip bağları sıkılaştırdıktan sonra, güverteye ve içeriye bir göz atıp eve dönüyorum.

Diğer fırtınalı günlerden farklı olarak bu sefer de karlı bir gün olan geçtiğimiz Pazar günü, yine Lidya'yı görmek üzere marinaya gittim. Tahmin ettiğim gibi bembeyaz kar örtüsü içerisindeydi. Suyun yüksekliği o kadar düşmüş ki kendi tekneme çıkma imkanım olmadı. Marinada su seviyesini ilk defa bu kadar düşük gördüm ve umarım beni affeder, yandaki komşum Lotus'tan Lidya'ya çıkmak zorunda kaldım. Gönlüm Lidya'nın o kadar karın altında kalmasına elvermediği için hemen bir temizliğe giriştim. Yaklaşık 1-1,5 saat içerisinde Lidya'yı tertemiz ettim. Bayağı yorulsam da eve dönerken mutluydum.

Ertesi gün işlerimi ve ziyaretlerimi hallettikten sonra, yine Lidya'yı bir kontrol etmek istedim. Fakat bir de ne göreyim, üzeri Pazar gününden de fazla, bembeyaz karla kaplanmıştı.

Uzun uğraşlar sonunda akşama doğru tertemiz yaptım ve sevgili komşum Ergan'ın tavsiyesi üzerine deniz suyu ile bir güzel yıkadım Lidya'yı. Yine marinadan ayrılırken mutluydum. Çünkü Lidya kar sularından zarar görmeyecekti.

Diğer yandan biraz zaman sonra marinada bu temizleme işini yapan sadece kendimin olduğumu anladım. Herhalde bu havada tek deli bendim.

Öteki yandan en güzeli neydi biliyormusunuz ? O manzara...

Ponton, neredeyse dizimin bir karış aşağısına kadar kar olmuştu ve el değmemiş bir durumdaydı. Bembeyaz kardan tekneler, kardan bir marina ve tertemiz bir deniz...

O manzarayı görmeliydiniz...

Tabi göremeyenler için bir iki fotoğraf çektim. Albümümden görebilirsiniz.

Sevgiler...

12 Şubat 2008 Salı

Fırtınamsı Rüzgar...


Hanımlar ve Beyler, geçen cumartesi günü ilk defa bu kadar sert bir havada denize çıktım. Aldığım zevki kelimelerle ifade etmem oldukça güç... Birkaç fotoğraf ve ayrıca küçük bir film çektim. Fotoğrafları yükleyeceğim fakat videoyu yükleyebilirmiyim bilmiyorum.

Neyse... Cumartesi sabahı, komşum Maral teknesinin sahibi sevgili Ergan marinaya gelip gelmeyeceğime dair beni aradı. Zaten denize çıkmak için can atan ben, hemen fırladım ve marinaya gittim. Önce Lidya'da yeni aldığım ısıtıcıyı denedim ve içeriyi şöyle güzelce bir ısıttım. Sonra şöyle bir güzel çayı demledim ve Ergan'ın da katılmasıyla küçük bir sohbet eşliğinde çaylarımızı yudumladık. Bana haftasonu yapılacak Boat Show için VIP davetiyesi olduğunu söyleyip hava atmaya çalışırken, bende de VIP davetiyesi olduğunu öğrenince çok üzüldü çok ;)

Kısa bir sohbet sonrası hava ne kadar sert olursa olsun denize çıkmaya karar verdik, fakat Lidya daha bu konuda çok yeni olduğundan, tercihimizi bir Beneteau 24 olan Maral'dan yana kullandık.

Biraz sonra, yine komşumuz Saki'nin sahibi sevgili Serdar' da bize katıldı. Üç cesur yelkenci çözdük palamarları ve birinci camadanın hazırlıklarını bitirip, saat 15:00 gibi açıldık. Daha marinadan çıkar çıkmaz bastırdı hava... Bazı sıralarda belki de hızı 25 - 30 knot' a ulaşan rüzgarın da hızıyla Burgaz'a doğru yol almaya başladık. Tüm yol boyunca dümendeydim ve size nasıl zevk aldığımı anlatamam.. Bu arada denizde bizden başka ya bir tekne vardı ya da iki.. Biz, yaklaşık 7-8 knot hızla Burgaz'a vardık. Fakat takdir edersiniz ki o rüzgarda yelkenleri toplayıp, karaya çıkmak biraz zor oldu. Bir de genova takılınca değmeyin keyfimize!! Hepimiz birşeyler yapıp birkaç uğraştan sonra sarabildik genovayı zorla da olsa... İki ada arasındaki boğazdan geriye doğru o kadar gitmişiz ki oradan tam yolla Burgaz'a varmak 10 dak sürdü...

Bir balıkçı teknesine aborda olduktan ve biraz da problemler yaşadıktan sonra Burgaz Adası'na çıkabildik. Adada sadece bizim teknemiz ve her zamanki balıkçı tekneleri vardı.

Barba'da in cin top oynuyordu. O havada bizi orada görünce saygı gösterip, bir dediğimizi iki etmediler.. Aslında o havada gelmemize biraz da şaşırdılar sanırım. Dönerken belli bir saate kadar sizi geri aramazsak sahil güvenliğe haber verin bile dedik... Ayıptır söylemesi rum ezgileri eşliğinde, biraz kalamar, biraz patates kızartması ve bira çok iyi geldi ve o kadar sıkı giyinmemize rağmen soğuktan üşümeye başlayan bizlerin içini ısıttı. Çok oturamadık, çünkü saat 17:00 yi geçiyordu ve hava kararmaya yakındı. Yaklaşık yarım saat sonra 2. camadanı da vurup tekrar açıldık, geri dönmek üzere.. Hava daha da sertleşmişti. Sallantıda hava yapmasın ve bizi yarıyolda bırakmasın diye motoruda çalıştırıp devam ettik.

Bazı sıralar tahminim 30- 35 knot hızıyla esiyordu rüzgar. Yediğimiz sağanaklar da cabası. Denizde bizim dışımızda sadece bir iki şehir hatları vapuru ve bir iki de büyük balıkçı teknesi vardı. Balıkçı tekneleri ışıklarıyla bizleri aydınlatıp birşeyimiz olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Rüzgar biraz ters estiğinden birkaç tramola ile yaklaşık 1,5 saat sonra Kalamış'a vardık. O gece hepimizin işleri olmasa birkaç saat daha denizde kalabilirdik, çok zevk aldık. Öyle ki marinaya vardığımızda Ergan "biz denizciyiz" diye çığlıklar atarak şarkı söylüyordu.

Tekneyi 19:00 gibi bağladık ve neta ettikten sonra ben hemen eve uçtum. Çünkü aynı gece bize misafir de geleceğinden daha fazla kalamadım.

Eve geldiğimde de fotoğraflar ve video eşliğinde herkese yaşadığımız günü anlattım.

Bu işe başladığım için kendimle tekrar gururlandım ve hatta şanslı bir kul olarak tekne sahibi de olduğum için Allah'a şükrettim.

Herkese selamlar, saygılar...

21 Ocak 2008 Pazartesi

Burgaz'da öğle yemeği..


Merhabalar,

Cumartesi günü öğle saatlerine doğru eşim, oğlum ve ben Burgaz adaya gidip küçük bir ziyafet çekmeye karar verdik ve hemen atladık arabamıza, Kalamış Marina'ya vardık. Lidya'ya vardığımız anda çözdüm halatları ve hemen yola çıktık. Yaklaşık 1 saat 15 dak gibi bir sürede 4,5-5 knot hız ortalamayla -motor genova- Burgaz Ada'ya vardık. Biraz da oğlumun uyanmasını bekledikten sonra karaya çıktık. Tabi ufaklık uzun zamandır sessizce denizin üzerinde sallanarak uyumayı unutmuştu, tekneyi görünce uyuyakaldı desem pek de abartmış olmam.

Neyse sonrasında geçtik Barba'ya ve her zamanki lezzetli balık-meze-rakı üçlümüzü birleştirdik. Eşim antibiyotik aldığından bu sefer rakıyı kendi kendime içmek zorunda kaldım. Fakat o da Coca Cola'yla bana eşlik etti.

Bir ara tesadüfen oralarda gezen müzisyenler içeri girip de fasıl yapmaya başlayınca bayağı da eğlendik ve hoş zaman geçirdik.

Tam kalkmamıza yakın oğlumu parka götürdüm, çok soğuk olduğundan pek fazla kalamadık ve geri döndük. Bir baktım ki sevgili komşum Ergan'da teknesiyle benim teknenin yanına aborda olup yan masamıza oturmuş. Biraz sohbet biraz muhabbet, sonrasında kalktık.

Dönüş yolunda Lidya ile ilk defa bu sertlikte bir havada yola çıktığımızı anladım. Hava muhtemelen 10-12 knot civarında esiyordu ve dalga boyu da yaklaşık 1.0- 1,5 metre seviyelerindeydi. Ben oğlumla eşimi fazla da rahatsız etmemek için yine ana yelkeni açmadım, buna rağmen motor- genova yaklaşık 6,5 knot ortamalayla bayıla bayıla Kalamış'a vardık. Tabi gidişten çok daha kısa sürdü dönüş ve hava kararmaya yüz tutmuşken pontona bağlandım.

Aslında nasıl da ana yelken genova gelmek istedim, anlatamam. Fakat benden söylemesi; ailenizi veya misafirlerinizi yatırıp da sakın korkutmayın bir daha zor gelirler sizle..

Herkese iyi haftalar...